Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin

Memur,Memur İlanları,Kpss Haberlerine anında ulaşın.

Özelleştirme mağdurları çığ gibi büyüyor!

Memurlar-Üniversite mezunu 4- C özelleştirme mağduru olan yüzlerce kişinin, çalıştığı kurumlarda kadrolu daimi hizmetlinin emrinde paspas çekip, hademelik yaptığını belirten 4-C mağdurları seslerini duyuruyor. Daha önce birçok kez bu durumu duyurmak ve çözüm üretmek için çeşitli anketler yapıp muhalefet partilerine gönderen 4-C mağdurları çığ gibi büyüyor…. SUNUŞ ÖZELLEŞTİRMENİN FARKLI BİR BOYUTU Özelleştirme, 1980′li yılların başlarından [...]

24 Eylül 2012 17:58 (37260)
Özelleştirme mağdurları çığ gibi büyüyor!

Üniversite mezunu 4- C özelleştirme mağduru olan yüzlerce kişinin, çalıştığı kurumlarda kadrolu daimi hizmetlinin emrinde paspas çekip, hademelik yaptığını belirten 4-C mağdurları seslerini duyuruyor.

Daha önce birçok kez bu durumu duyurmak ve çözüm üretmek için çeşitli anketler yapıp muhalefet partilerine gönderen 4-C mağdurları çığ gibi büyüyor….

SUNUŞ

ÖZELLEŞTİRMENİN FARKLI BİR BOYUTU

Özelleştirme, 1980′li yılların başlarından itibaren Türkiye gündemini en fazla meşgul eden konuların başında geliyor. Özelleştirmelerle, Cumhuriyetin ilk yıllarında, ülkemizin ekonomik ve sosyal ihtiyaçları nedeniyle kurulmuş olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), kamu işletmeciliğinden vazgeçilerek sermaye çevrelerine devredilmek isteniyor.
Oysa KİT’ler, ülkenin ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmek, gelir dağılımını düzenlemek, sosyal adaleti sağlamak, refahta coğrafi dengeleri gözetmek, bölgeler arası farkları azaltmak, sanayileşmeyi hızlandırmak, dış ekonomilere bağlı kalmamak gibi önemli amaçlarla kurulmuştur.

Bir ülkenin bağımsızlığı ve ekonomik kalkınması için bu kadar önemli amaçları olan KİT’ler birer birer özelleştiriliyor, devrediliyor, kapatılıyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından, siyasal alanda kazanılan bağımsızlığın ekonomik alanda sağlanacak kalkınma ile korunabilmesi ve sürdürülebilmesi yönünde atılan adımlar, bilinçli bir politika ile tersine çevriliyor.

Kamu mülkiyeti, kamu girişimciliği ve işletmeciliğine olumsuz anlamlar yüklenerek “babalar gibi satış” anlayışıyla gelir elde etmek ön planda tutuluyor.

Özelleştirme uygulamaları, çeşitli yönleriyle kamuoyunda tartışıldı. Küreselleşme, piyasa ekonomisi, devletin (değişen) görevleri, KİT’lerin kar/zarar durumları, yatırım politikaları, finansman açıkları ve benzeri konular ön plana çıktı.

Hukuki ve sosyal boyutu olmaksızın yapılan özelleştirme uygulamalarına yönelik olarak yapılan bu tartışmalarda “insan” unsuru, özelleştirilen kuruluşlarda çalışanlar ya da özelleştirmeler nedeniyle işsiz kalanların durumu hep göz ardı edilmeye çalışıldı, ihmal edildi, bu doğrultudaki tüm yaklaşımlar etkisiz kılınmak istendi.
Türkiye bir sosyal hukuk devletidir. Sosyal devlet anlayışının bir ölçütü de, istihdam yaratmak ve gelir dağılımını adil hale getirmektir. Oysa KİT’leri “zarar eden kuruluşlar olmaktan kurtarmak” gerekçesi altında uygulanan politikalar “satma-savma ve böylece gelir elde etme, rant sağlama” temelinde şekillendi.

Özelleştirmenin ülke ekonomisine önemli bir katkısı olmamış ve fakat özelleştirme sonrası işten çıkarmaların yaygınlık kazanması gibi ortaya çıkan sosyal sorunlar sosyal huzursuzluğa yol açmıştır.
 ÖZELLEŞTİRME İŞSİZLİK SAYISINI ARTTIRDI

DİĞER SAYFADA…

 

 

Konfederasyonumuzun “özelleştirme mağdurları” olarak nitelendirilen işçiler üzerinde uyguladığı “Özelleştirme Nedeniyle İşsiz Kalanların Ekonomik ve Sosyal Profili” anketinin sonuçları özelleştirme konusunda farklı bir boyutu ortaya koymaktadır. Özelleştirme sonucu, emeklilik haklarını bile elde edemeden işini kaybeden ve ülkemizin var olan olumsuz ekonomik yapısı içinde yeniden istihdam edilemeyen işçilerin endişesi, sosyal dışlanmışlığı, aile sorumluluğunu yerine getirememenin üzüntüsü ve bunun sonuçları çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmıştır,“insanı insan yapan” değerlerdeki aşınmanın ürkütücü boyutu dikkati çekmiştir.
Özelleştirme mağdurları arasında yaptığımız anket sonrası ortaya çıkan bu bulguların, karar alan ve uygulama konumunda olanlara önemli bir “uyarı” niteliğinde olması en büyük dileğimizdir.

TÜRK-İŞ YÖNETİM KURULU


“Özelleştirme Nedeniyle İşsiz Kalanların Ekonomik ve Sosyal Profili”
“Özelleştirme Nedeniyle İşsiz Kalanların Ekonomik ve Sosyal Profili” başlıklı Anket, TÜRK-İŞ Araştırma Müdür Yardımcısı Enis BAĞDADİOĞLU, Dış İlişkiler Uzmanı Hülya UZUNER ve Dış İlişkiler Uzmanı Uğraş GÖK tarafından hazırlanmıştır. Anket ile özelleştirme nedeniyle işsiz kalanların gelir durumlarının, aile ve sosyal çevreleri ile ilişkilerinin ve işsiz kalmanın getirdiği etkenlerden kaynaklanan ruhsal ve sağlık durumlarının tespiti amaçlanmıştır. Anket, İstanbul, İzmit, Samsun, Trabzon, Kırşehir ve Muğla illerinden seçilmiş toplam 300 kişi üzerinde uygulanmıştır.

Özelleştirme nedeniyle işsiz kalanların öncelikle sosyo-ekonomik profilinin ortaya çıkarılması düşünüldüğünden, ankette yeni iş bulma kapasitelerine, genel sağlık ve ruh sağlığı durum tespitine, stresin davranışlara etkisi ve neden olduğu fiziksel rahatsızlıklara yönelik sorulardan sadece bir kısmı değerlendirmeye alınmıştır.

ÖZELLEŞTİRME MAĞDURLARI EN ÜRETKEN YAŞTA YOĞUNLAŞIYOR

HABERİ DİĞER SAYFADA
1. Özelleştirme Mağdurları En Üretken Yaş Grubunda Yoğunlaşıyor

Anket kapsamındaki özelleştirme mağdurları Türkiye’deki işgücü piyasasının yapısını ve işsizlerin özelliklerini yansıtmaktadır. Kapsamdaki işsizlerin yaş dağılımına bakıldığında büyük bir çoğunluğun en üretken yaş grubunda yoğunlaştığı dikkati çekmektedir. En üretken olunan dönemde ekonomiye katma değer sağlayacak olan bir kesim, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar sonucu işgücü piyasasının dışında kalmış, mesleki niteliklerini ve becerilerini kullanamaz duruma getirilmiştir. Anket kapsamındaki işçilerin 86.3% oranı ile 35-44 yaş grubunda yoğunlaştığı görülmektedir. Küresel Kalkınma Merkezinin Mayıs 2002 tarihli bir makalesinde 45 yaşın üstünde olanların iş bulmada daha fazla zorluk çektiği belirtilmektedir. Ancak bu grup, zaten meslek sahibi oldukları da göz önüne alındığında kolay iş bulabilir gibi gözükseler de ülkemizdeki işsizlik ortamı, bu grup için de iş bulmayı zorlaştırmaktadır.
2. Özelleştirme Mağdurlarının Büyük Çoğunluğu Evli

Özelleştirme mağdurlarının hemen hemen tümü evli olup toplumda aile sorumluluğunu yerine getirmesi gereken kesimi temsil etmektedir. Anayasamızda da belirtildiği gibi aile toplumun temelidir. Her ne kadar düzenlemelerde devletin ailenin huzur ve refahını sağlamak üzere gerekli tedbirleri alması öngörülmekteyse de siyasal iktidarların tasarrufları ile özelleştirme mağdurları gelirlerini yitirmek durumunda kalmışlardır.Anket kapsamındaki işçilerin sadece 3%’ü bekar olup aile sorumluluğunu taşımamaktadır.

Çıkarılan sonuçlara göre kişilerin medeni durumlarının, 11., 14., 15. ve 16. grafiklerde gösterilen sonuçlara etkisi olmadığı gözlenmiştir. Böylece 11, 14, 15 ve 16. grafiklerde ortaya çıkan sonuçların, anket kapsamındakilerin medeni durumlarından bağımsız oldukları ve sadece işsiz kalmanın yarattığı endişe ve stresten kaynaklandıkları sonucuna varılmaktadır.

Aile ve Çocuk Sorumluluğu Ön Planda

DİĞER SAYFADA

 Anket kapsamındaki özelleştirme mağdurlarının 40%’ı evli ve iki çocuklu, 32%’si ise evli ve üç çocukludur. Evli ve çocuksuz işçilerin toplam içindeki payı sadece 2.8%’dir. Elde ettiği ücret geliri ile hem kendisinin hem de ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak, geçimlerini sürdürmek durumunda olan özelleştirme sonucu işsiz kalan mağdurların karşı karşıya kaldıkları geçim şartlarındaki olumsuzluk endişe ve karamsarlığa yol açan temel unsur olmaktadır.
4. Ailenin Tek Gelir Kaynağı Da Yok Oldu

Türkiye’de istihdam alanında yaşanan en büyük sorunlardan biri olan istihdama katılım oranının düşüklüğü ve özellikle kadın işgücünün istihdam edilebilme olanaklarının yetersizliği anket sonuçlarıyla doğrulanmaktadır. Nitekim kapsamdaki işçilerin95%’inin eşi çalışmamakta ve işsiz kalan özelleştirme mağdurunun tek geliri olan ücretten yoksunluk yaşam düzeyini geriletmektedir.

HEM İŞSİZ HEM EVSİZ

DİĞER SAYFADA

 

5. Hem İşsiz Hem Evsiz

Özelleştirme mağdurlarının yaşama koşullarını belirleyen faktörlerden biri olan oturulan konutun mülkiyet yapısı açısından bir değerlendirme yapıldığında kapsamdaki işçilerin yaklaşık 60%’ının kiracı olduğu dikkati çekmektedir. Kira ödemeyenlerin ise büyük çoğunluğun ev sahibi olmadığı halde çeşitli nedenlerle kira ödemedikleri gözlenmiştir.


6. İşsizlik Ödeneği Geçim Sıkıntısına Çare Değil

Özelleştirme sonrası yoğunlaşan işçi çıkarmalara karşı tepkiyi bir ölçüde azaltmaya yönelik olarak 4046 sayılı Özelleştirme Yasası kapsamında uygulanan “iş kaybı tazminatı” ödemeleri geçici bir rahatlama sağlamaktadır. Yeniden işe girme imkanının sınırlı olması ve işsizlik ödeneğinden yararlanma şartlarının bulunmaması özelleştirme mağdurlarının yaşam koşullarını olumsuz etkilemektedir. Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlarda işçi statüsünde çalışıyorken özelleştirme nedeniyle işini kaybedenlere sağlanan gelir desteği kısa bir dönem devam etmektedir. Anket kapsamındaki özelleştirme mağdurlarının 96%’ya ulaşan büyük bir bölümünün halen herhangi bir işsizlik ödeneğinden faydalanmadığı tespit edilmiştir.
7. İşsizlik Ortamında Yeni Meslek Edinmek İçin Eğitim Talebi Yok

Özelleştirilen KİT’lerden yoğun toplu işçi çıkarmaların yaşanmış olması işsizlik oranı zaten yüksek olan ülkemizde yeniden işe girmek için yeni bir meslek edinme eğitim talebini olumsuz etkilemiştir. Bu grafik anket kapsamındakilerin 99%’unun yeni bir meslek edinmek için eğitim talebinde bulunmadığını ve İŞKUR’un bu çerçevede sağladığı hizmetten faydalanmadığını göstermektedir. Anket uygulaması sırasında yapılan gözlemlerde özelleştirme sonucu işsiz kalan işçilerin geçerli bir mesleğe sahip ve gerekli vasıf ve beceriye sahip bulunmalarına rağmen işsiz kaldıklarını, ülkede eğitimli birçok işsiz bulunduğunu, eğitim görmelerinin iş bulmalarını kolaylaştırmayacağı inancında oldukları saptanmıştır.

Ülkemizde 1990 sonrası özelleştirilen KİT’lerde işten çıkartılan işçilere yönelik olarak Dünya Bankası desteğiyle uygulanan politikalar hedeflenen etkiyi yaratamamıştır. Bu kapsamda uygulanan Özelleştirme Sosyal Destek Projesi (ÖSDP), kamu işletmelerinde belirli bir beceri ve deneyim edinmiş olup işten çıkartılan kişilere yönelik programlar öngörmesine karşın, katılım sınırlı sayıda olmuştur. Nitekim projenin başlangıcında hedef kitle olan özelleştirme sonucu işsiz kalanlar yerine daha geniş kesimlere yönelinerek tüm işsizler hedeflenmiştir.

İŞTEN ÇIKARMA AİLELERİ NASIL ETKİLEDİ

HABERİ DİĞER SAYFADA

Özelleştirme sonucu işsiz kalan işçilerin iş ve gelir kaybı, yansımasını öncelikle sosyal yaşantılarının bozulmasında göstermektedir. “İşten çıkarılmanız aile huzurunuzu olumsuz yönde etkiledi mi?” sorusuna cevap verenlerin büyük bir bölümü (90.6%) aile içi düzenlerinin büyük oranda bozulduğunu belirtmişlerdir. Gelir yoksunluğu aile düzenini bozan temel unsur olmaktadır. Bu durum aile içi ilişkilerin sağlıklı sürdürülmesini engellemektedir. Nitekim “İşsiz kalmanız çevrenizdekilerin size karşı davranışlarını olumsuz yönde etkiledi mi?” sorusuna verilen cevaptan sosyal dışlanmışlık duygusunun egemen olduğu dikkati çekmektedir. Ayrıca bir iş sahibi olmanın gelir getiren bir unsur olmanın ötesinde bir sosyal statüye de sahip olmak için gerekli olduğu ortaya çıkmaktadır. İstihdam edilirken sahip olunan “işe yararlık” duygusunun işsizlikle birlikte yitirilmesi, toplumda yaşamanın gerektirdiği rol ve davranışın yerine getirilmesini engellemekte ve sosyal dışlanmışlık duygusunu arttırmaktadır. Ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluğunu yerine getiremeyen, başlıca geçim kaynağı olan ücreti kaybeden ve çoğunlukla kira ödemek durumunda olan özelleştirme mağdurlarının, yakın çevrelerinin kendilerine karşı davranışlarını olumsuz yönde değiştirmesinden şikayet ettikleri görülmektedir.
YENİ İŞ BULMA ÜMİTLERİ TÜKENİYOR

DİĞER SAYFADA


Yapılan anketin sonuçları özelleştirme sonucu işsiz kalanların yaş, konut, aile durumları hakkında bilgi vermenin yanı sıra yaşanan işsizlik sonucu karşı karşıya kalınan ruhsal durumları üzerine de önemli ipuçları vermektedir. “Ailenize karşı sorumluluklarınızı yerine getirebiliyor musunuz” sorusuna düşük oranda cevabı veren anket kapsamındakilerin yaklaşık 70%’inin “aileme karşı sorumluklarımı yerine getiremiyorum” duygusunu taşıdıkalarını görüyoruz.. Kabul edilebilir bir yaşama standardı sağlamaktan uzak koşullar, işçileri aileleriyle birlikte “sıra dışı” konuma getirmektedir. Beslenme ve barınma gibi en temel insani ihtiyaçlar konusunda yaşanan sıkıntıların getirdiği açlık, hastalık, yoksulluk gibi olumsuzluklar evde ve toplumda ıstıraplı bir yaşama işaret etmektedir.
Yeni iş bulma konusunda umudunuz var mı” sorusuna düşük oranda cevabı verenlerin oranı 80.5%’dir. Diğer oranlara da bakıldığında ülkemizde önemli bir sorun olan işsizlik ortamında, işsiz kalanlardan büyük oranda iş bulma ümidi taşıyanların sadece 5% olduğunu görmekteyiz.

12. Çalışma Yaşamını Eski İşyerinde Tamamlamak İstiyor

Özelleştirme sonucu işsiz kalanların 75%’i çalışma yaşamlarını eski işyerinde tamamlamak istemektedir. “Zarar ediyor” gerekçesi ile özelleştirilen ve istihdamın daralttığı işyerlerinde çalışanlar, sorumlusu olmadıkları bu durumun yol açtığı sorunları yaşamaktadır. Bunun yanı sıra eski işyerinde çalışmak istemediğini belirtenlerin oranının 25% olduğu dikkati çekmektedir. İstihdamın gelir getirmenin yanı sıra ve ötesinde bir sosyal statü olma niteliği, “özelleştirme sonucu işsiz kalanların “iş olsun da” yaklaşımını ön plana çıkarmaktadır.Bu sonuç, hükümetin başka işyerlerine yerleştirme fikrinin yaşanan endişelerin artmasıyla birlikte anket kapsamındakiler tarafından kabul görmeye başladığını göstermektedir.
HÜKÜMETTEN DESTEK YOK

DİĞER SAYFADA

 ”Sosyal devlet” olmanın gereği olan iktisaden güçsüz olanların korunması görev ve sorumluluğunun izlenen ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde aşındığı “hükümetten destek alıyor musunuz?” sorusuna verilen 70%’lik orandaki “hayır” yanıtıyla çarpıcı olarak ortaya çıkmaktadır. Güçsüzleri güçlülere karşı koruyarak gerçek eşitliği, sosyal adaleti ve böylece sosyal dengeyi sağlamakla yükümlü olan sosyal devletin bu niteliğinin aşındığı ve “kişinin korunmasında” zaafa uğradığı görülmektedir.
14. Özelleştirme Mağdurlarının Bağışıklık Sistemi Zayıflıyor

Uzun süren stres, bağışıklık sistem hücrelerinin üretimini sınırlandırarak bünyenin hastalıklara karşı daha hassas olmasına yol açabilmektedir. Anket kapsamındakilerin çevrelerindeki insanlara göre 29.9%’u belirli oranda ve 36.2%’si büyük oranda olmak üzere daha çabuk hastalandıkları görülmekte ve bağışıklık sistemlerinin giderek zayıfladığı sonucuna varılmaktadır. Böylesi bir durumun sosyal yapıda tahribat yaratması ve sosyal dokuyu zedelemesi kaçınılmazdır. Özelleştirme uygulamalarının ruhsal durumlarını ortaya koyan sorulara verilen cevaplar bu duruma işaret etmektedir.
15. Özelleştirme Mağdurları Çaresizlik İçinde

Özelleştirme mağdurları aile ve çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getirememekten, geçim ve barınma, sosyal dışlanma duygusu ve aile içerisinde huzursuzluk yaşamaktan ve bunları ortadan kaldıracak bir iş bulma konusunda umutsuzluk yaşamaktan artık çaresizlik içindeler. Ankete katılanların 70.6%’sı çaresiz.
16. Yaşam Bağları Zayıflıyor

Stres, endişe, umutsuzluk ve çaresizlik özelleştirme mağdurlarını yaşamakla yaşamamak arasında çelişkiye sürüklüyor. Ankete katılanları 41.9%’u büyük oranda çelişki yaşamaktadır. Bu bizi işsiz kalanların stresle kendi kendilerine baş edemedikleri sonucuna götürmüştür. Bu kişiler, geçim ve işsizlik sorunlarının çözümünün yanı sıra profesyonel anlamda psikolojik desteğe de ihtiyaç duymaktadırlar. İşsiz kalanlara psikolojik danışmanlık ve iş bulmaları konusunda rehberlik hizmeti, en az sorunlarının çözümü kadar önemlidir. Aksi takdirde daha büyük toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalınması mümkündür.

SONUÇ DİĞER SAYFADA
TÜRK-İŞ tarafından özelleştirme nedeniyle işsiz kalanlar üzerinde gerçekleştirilen anket, sadece bu kişilerin ekonomik ve sosyal profillerinde görülen bozuklukları yansıtmanın yanı sıra büyük bir toplumsal problemle de karşı karşıya kaldığımızı ortaya koymuştur. Anket sonuçlarına göre, kapsamdaki özelleştirme mağdurlarının en üretken yaş grubunda yoğunlaştığını ve meslek ve beceri sahibi olmalarına rağmen iş bulamadıklarını görüyoruz. Türkiye’deki işgücü piyasasının yetersizliğini açık bir şekilde ortaya koyan bu tespit, aynı zamanda hükümetin geçerli bir istihdam politikasının olmadığını da göstermektedir.

Hükümetin uyguladığı yanlış ekonomik politikaların bir sonucu olarak KİT’lerin özelleştirilmesiyle tek geliri ellerinden alınan ve yeni bir iş bulamayan özelleştirme mağdurları, aile sorumluluklarını yerine getiremedikleri, geçim ve barınma sorunu yaşadıkları için büyük bir baskı altına girmişlerdir. 23 Temmuz 2003 tarihinde TÜRK-İŞ ve Hükümet arasında imzalanan protokolde “Özelleştirme nedeniyle işten çıkarılan ve emekliliğine hak kazanamamış işçilerin uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilebilmesi için Hükümet gerekli yasal düzenlemeyi yapacaktır.” ifadesi yer almasına rağmen bu konuda hiçbir adım atılmamıştır.

Siyasi iktidarlara düşen görev, sosyal devlet olmanın gereği, bu alanda verdiği taahhütleri yerine getirmek ve en verimli dönemlerinde işsiz kalan özelleştirme mağdurlarına istihdam sağlamaktır.

İşsiz kalma ve ücretten yoksun kalma endişesi sonucu yaşanan stres, ekonomik sorunların yanı sıra kişilerin davranış biçimlerini bozmaktan, soğuk algınlığına hatta kalp krizine kadar pek çok sorunu da beraberinde getirebilmektedir (Lovallo 1997 ve Sapolsky 1998). Harvard Üniversitesinden Robert T. Jensen’in hazırladığı konuyla ilgili bir raporda, 1985 -1998 yılları arasında stresle ilgili olabilecek dış faktörler nedeniyle meydana gelen ölüm artışlarının toplam ölüm artışlarının 25%’ini teşkil ettiği belirtilmiştir.

Robert T. Jensen’in yaptığı araştırmada, uzun süren işsizliğin yarattığı stresin intihar ve artan kazalar gibi nedenlerle ölümlere yol açabildiği belirtilmektedir. Anket bu boyutuyla ele alındığında da çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Özelleştirme mağdurlarının bağışıklık sistemlerinin zayıfladığı, diğer insanlara göre daha çabuk hastalandıkları sonucuna varılmıştır. Ayrıca sosyal dışlanma, çaresizlik ve yaşam çelişkisi yaşayan özelleştirme mağdurlarının ruh sağlıklarının bozulduğu tespit edilmiştir. Siyasi iktidarlara düşen bir diğer görev de, bu kişilere profesyonel anlamda ihtiyaç duydukları psikolojik desteği ve rehberlik hizmetini sağlamaktır.

Bu vesileyle Hükümete Anayasamızın 49. maddesini hatırlatmak istiyoruz: “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır…”.
Özelleştirme mağdurları arasında yaptığımız anket sonrası ortaya çıkan bu bulguların, karar alan ve uygulama konumunda olanlara önemli bir “uyarı” niteliğinde olması en büyük dileğimizdir.memurhaber