09 Eylül 2010 Perşembe
Çok Okunanlar
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Karakter boyutu :12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
ÇUBUKÇUYLA Görüştüler

ÇUBUKÇUYLA Görüştüler

11 Mart 2010 Perşembe 18:21
DES Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri Milli Eğitim Bakanı Çubukçu ile dün Saat 15.45’te Milli Eğitim Bakanlığı Tevfik ileri Toplantı Salonunda toplantı yaptı.


Bakan Çubukçu DES ile olan Randevusuna, yaklaşık 25 dakika rötarlı katıldı.15.20’de başlaması gereken toplantı ancak Saat 15.45’te başlayabildi.Bakan Nimet Çubukçu Aylarca büyük emek harcanarak hazırlanan Eğitimin ve Öğretmenlerin sorunlarına Yönelik Rapor ile ilgili ancak 20 dakika ayırabilmişti. Bakan’ın DES ile olan toplantısı 20 dakika sürdü.
BAKAN ÇUBUKÇU, EĞİTİM SORUNLARINA 20 DAKİKA AYIRDI
Toplantıya Bakan Çubukçu Randevusuna, yaklaşık 25 dakika rötarlı katıldı. Saat 15.45’te başlayan toplantı 16.15’te sona erdi. Ülkemiz Eğitimine ilişkin Sorunlara Bakan Çubukçu 20 dakika ayırabilmişti..
Toplantıda DES Genel Başkanı Gürkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Milli Eğitim Bakanı Çubukçu ile, Sözleşmeli öğretmenlerin durumu, öğretmen açığı ve eğitim sisteminin temayüz etmiş sorunları başta olmak üzere eğitim bileşenlerinin talepleri konuşuldu. Ayrıca toplantıda Bakan Çubukçu’ya bu konularla kapsayan bir de rapor sunuldu.
DES Tarafından hazırlanarak Bakan Çubukçu’ya Sunulan Eğitim ve Öğretmen sorunlarına ilişkin Rapor şöyle:

‘’Eğitim çalışanlarının ekonomik, mesleki ve özlük sorunlarını çözmek, veli ve öğrencilerden oluşan eğitim bileşenlerinin haklarını koruma altına almak ve böylece eğitim hizmetlerinin kaliteli bir şekilde sunulmasını sağlamak şeklinde demokratik ve çağdaş sendikacılığın temsilcisi olmak adına akademisyen, öğretmen, idareci ve memurlardan oluşan bir grupla kurduğumuz “Demokrat Eğitimciler Sendikası” eğitimi, emeği siyasi düşünceleri doğrultusunda istismar edenlerin alanını daraltmak, sendikacılığın doğru ve güzel örneklerini sunmak, ülkemizin değerlerini ve niteliklerini korumak ve geliştirmek amacıyla Ocak 2010 tarihi itibariyle kurulmuş ve 7 Şubat 2010 tarihinde de yapılan kongre ve toplantıların akabinde yaşanan yoğun katılım ve birleşmelerle güçlü bir şekilde sendikal arenaya adım atmıştır.

Sendikal mücadelenin demokratik iklimlerde gelişip serpileceği düşüncesi ile DES hareketi eğitim sisteminde katılımcı ve gelişmiş demokrasinin, demokratik eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi ve kalıcı kurallarının benimsenmesi için her türlü çabayı gösterecektir. Demokrasiyi askıya almak isteyen oligarşik odaklardan seçilmiş parlamentoya ve parlamentonun güven duyduğu hükümete karşı yapılacak antidemokratik girişimlere karşı da demokrasinin refleksi olacaktır.

Sayın Bakanımız,

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ne çektiyse “ben bilirim” diyenlerden, bakanlığı kendisine benzetmeye çalışanlardan çektiğini düşünüyoruz. Bu münasebetle zat-ı alinizin nezaketli, cesur ve demokrat biri olduğunu ve çocukların, velilerin, eğitim çalışanlarının sizi çok seveceğini düşünüyoruz. Öğretmenlerin, eğitim çalışanlarının acil çözüm bekleyen sorunlarını çözmeniz, onları onore etmeniz ve kabine içerisindeki temsilcileri olduğunuzu göstermeniz durumunda ilk kadın Milli Eğitim Bakanı olmak dışında sevgi, saygı ve minnet duygularıyla anılan bir bakan olarak tarihe geçebileceğinize inanıyoruz.

Yeni bakan ve yeni söylem için öncelikle yeni bir kadro gerektiğini düşünüyoruz. MEB’in teşkilat yapısı ve yürütme mevzuatları ve örgüt yapısı değişmeden MEB’de iş yapmanın, yapılan işten olumlu sonuçlar almanın imkansız olduğuna inanıyoruz. Hantallıktan ve bürokrasiden, eskimiş, statükocu, erkek egemen bürokratlarndan ve taşra yöneticilerinden kurtulmanın yolu örgütün yapısını değiştirmekten ve küçültülerek etkinleştirilmesinden geçmektedir.

Bakanlık Merkez Teşkilatından okul müdür yardımcılıklarına kadar yapılan atama, yer değiştirme ve terfilerde yaşanan yandaş kayırma, küskün - düşman kamplar yaratma anlayışının terk edilerek nesnel ve adaletli bir tayin ve terfi sistemi oluşturulması ve bölünen, parçalanan ailelerin biran önce birleştirilmesi gerekmektedir. Hizmetli ve memurların yer değiştirme işlemleri öğretmenlerde olduğu gibi bir sisteme bağlanmalı ve her yıl memur ve hizmetlilere Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği sınavı açılmalıdır. Sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmeli, İl emrine atanma uygulaması geri getirilmeli ve birikmiş tedavi yollukları ödenmelidir. 2006 yılından önceki Ek Ders Esasları’ndaki uygulamaya dönülmelidir. DES olarak, raporumuzda ayrıntılandırmaya çalıştığımız diğer bir çok problemlerin çözümü konusunda, sorumlu, çözümcü sendikacılık anlayışı gereği size her türlü desteği vermeye hazırız. Burada tek beklentimiz, eğitim çalışanlarının ve öğrenci, velilerden oluşan tüm eğitim bileşenlerinin beklentilerinin yerine gelmesi ve yaz-boz tahtasına dönen ve sorunlar yumağı içerisinde boğulan eğitim sistemimizin yaşadığı sıkıntılardan kurtarılması isteğidir.

Sayın Bakanımız,

Sendikamızın amacı; Eğitim çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirilmek ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarını çözmek, katılımcı gerçek anlamda bir demokratik yaşamın gelişip olgunlaşmasına katkıda bulunmak ve mensuplarımız çıkarları ile toplumun çıkarları arasındaki hassas çizgiyi muhafaza etmektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zorunlu ve vazgeçilemez hizmetlerini günün her saatinde ve ülkemizin her karış toprağında canı pahasına yerine getirmeye çalışan eğitimcilerin içinde yaşadığı ekonomik, sosyal ve mesleki sorunları arz etmek istiyoruz.

ÖĞRETMEN AÇIĞI VE SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLİK KONUSU

Eğitim ordusu, öğretmen sayısında ciddi bir kan kaybına uğramıştır. Geçen yılki rakamlarla; 25 kişilik sınıflarda eğitim yapılabilmesi için 160 bin yeni dersliğe, 175 bin öğretmene ihtiyaç vardır. Öğretmen ve derslik açığının artan nüfusumuza endeksli olarak 5 yıl içinde kapatılması için her yıl en az 50 bin kadrolu öğretmenin atanması ve 45 bin dersliğin yapılması gerekmektedir. Özellikle şehirlerde ki ikili eğitim yapılan okul oranında da planlı bir şekilde azaltmaya gidilmesi gerekmektedir. Türkiye'de 7 bin civarında okulda ikili eğitim yapılıyor. Sınıf mevcutları büyük kentlerde hala ortalama 50 dolaylarında. Okullarda araç-gereç, donanım ve altyapı eksikleri hala giderilebilmiş değil. 1995 yılından günümüze öğrenci sayısında 2 milyon 400 bin artış olmasına karşın öğretmen sayısındaki artış 150 bin dolaylarında sınırlı kalmıştır.

Öte yandan sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının “verim ve başarı” getirmediği ortaya çıkmıştır. Öğretmenler bu uygulama ile MEB"e pamuk ipliğiyle bağlanmıştır. Öğretmenin kendisini devlete adaması gerekirken sözleşmelilik uygulamasıyla okulunu ve mesleğini benimseyemez duruma gelmiştir. Öğretmenlerin sözleşmelerinin devamı öznel ölçütlerine bağlı olacaktır. Bu durumun ülkemizin koşullarına ve sosyal yapısına uyun olamayacağı açıktır. Bu uygulamayla öğretmenler bölünür. Yalnız derslere girip çıkan öğretmen, öğrencinin, okulun ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenemez. Öğretmenlikte insan sevgisi esastır. Sözleşmelilik, bu sevgiyi zedeleyecektir

KAMU ÇALIŞANLARI ARASINDA EĞİTİMCİLERİN DURUMU

Eğitimciler kamu kesiminin en dar gelirlileri arasında yer almaktadırlar. Öğretmenlik özü ve yürütüleceği koşulların, ortamın elverişsizliği nedeniyle riski ağır bir meslektir. Buna karşılık aylığı, ücreti, yan ödemesi en düşük meslektir. Eğitim çalışanlarının diğer kurumlardaki çalışanların sahip olduğu mali ve özlük haklara sahip olmadıkları yönünde genel bir kanaat vardır ki bu durumun gerçeklikle payı çok büyüktür. Son yıllarda yapılan ekstren iyileştirmelerde sürekli kapsam dışı bırakılan eğitimcilerin, ek ders ücretleri uygulamasında dahi yanlışlıklar ve haksızlıklar söz konusudur. Gerek mesleğe alınma, gerekse çalışma koşulları diğer kurumlara göre çok daha ağır olan, Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar giderek devleti temsil eden, çocuklarımızın geleceğini şekillendiren eğitimci arkadaşlarımıza diğer bazı kamu görevlilerinde olduğu gibi özlük, ekonomik haklarında da eşit haklar verilmelidir. Eşit işe eşit ücret uygulamasına geçilmelidir.

2010 YILI ENFLASYON FARKLARI

2000, 2001 yıllarında Aralık ayı hariç düzenli bir şekilde ödenen enflasyon farkı ödemeleri 2002 yılı bütçe yasasının 41’inci maddesi ile güvence altına alındığı halde 2008-2009-2010 yılında ödenmemiş, bunun yerine tüm kamu görevlilerine seyyanen ödemeler yapılmıştır. Bu nedenle kamu görevlileri bu güne kadar yüzde 19,6 oranında maaş kaybına uğramıştır. 2010 Bütçe Yasasının 41’inci maddesine gereğince maaş kaybına uğrayan kamu görevlilerinin maaş kaybının karşılanmasını beklemekteyiz.

ÖĞRETMENLERİN SORUNU YURT SORUNU DEMEKTİR

Öğretmen sorunları, eğitim sorunlarımızın en önemli boyutlarından birisidir. Eğitim sorunları da tüm yurt sorunlarımızın bütünü içinde anlam kazanmaktadır. Kuşkusuz yurt sorunları da dünya sorunlarından soyutlanamaz. Hızla değişen dünyamızda çelişkiler de keskinleşmektedir. Gelişmeler bizim yurt, dolayısıyle eğitim sorunlarımızı etkilemektedir. Gün geçtikçe sorunlar yumağı büyümekte ve karmaşıklaşmaktadır. Öğretmen sorunlarına ne yönden el atsak öteki sorunlarla da karşılaşmaktayız. Bu durumda yapılacak ilk iş bir Eğitim Kurultayı toplayıp Öğretmen Sorunları’nı öncelikle görüşmektir. Ki şura toplantısının 24 kasım tarihinde yapılacak olması önemli ve mutluluk vericidir. Eğitimin sorunlarını meslek mensupları ve kamuoyu huzurunda aydınlatmanın sayısız yararları olacaktır.

EĞİTİM ÇALIŞANLARININ KISACA TALEPLERİ

Milli Eğitim Bakanımızı, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının hak ve hukuklarını geliştirmeye çalışan, siyasi bir kimlikten çok daha öncelikli olarak, bir milyon eğitimcinin sesi ve hamisi olarak görmek istiyoruz. Öğretmenlik mesleğinin onurlandırılmasını ve iade-i itibar politikalarıyla öğretmenliğin tekrar seçkin bir meslek haline getirilmesini ve öğretmenlerin sorunlarına lafla değil gerçekçi çözümler üreten somut girişimlerde bulunulmasını bekliyoruz. Avrupa da siyaset hakkı verilmeyen öğretmenlerin yalnızca Türk Öğretmenleri olduğunu hatırlatarak gelişmiş ve katılımcı demokrasi adına, ülkemizin en nitelikli ve donanımlı kesimlerinden birisi olan eğitim çalışanlarına siyaset hakkı verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siyaset yalnızca esnaf, tüccar, çiftçi ve işçilerin etki alanı olmaktan kurtarılmalıdır.

Tüm eğitim çalışanlarının maaşına Öğretmenler Günü dolayısıyla seyyanen 500 TL artış yapılarak öğretmen maaşları bir miktar iyileştirilmelidir. Seyyanen artış yapıldıktan sonra 1 Temmuz 2010 dan geçerli olmak üzere tüm eğitim çalışanlarının maaşına yüzde 25 oranında ek bir maaş artışı daha yapılmalıdır. Tüm eğitim çalışanlarına yılda iki ikramiye ödenmelidir. Taşradaki ve büyük kentlerdeki öğretmen açığını gidermek ve buralarda görev yapmayı özendirmek için 150 TL mahrumiyet tazminatı ve ya kira yardımı yapılmalıdır. Aile yardımı ödeneği 100 TL'ye yükseltilmelidir. Çocuk yardımı 75 TL'ye yükseltilmelidir. 2003 yılından itibaren uygulanmaya başlayan ve eğitim çalışanlarının bütçesine önemli ölçüde yük getiren yüzde 20 oranındaki ilaç katkı payı tamamen kaldırılmalıdır. Öğle yemeği servisi yapılmayan eğitim kuruluşları da dahil tüm eğitim çalışanlarına öğle yemeği bedeli olarak 7,5 TL yemek yardımı yapılmalıdır. Okullar açılırken yalnızca öğretmenlere verilerek okullarda çalışan memur ve hizmetlileri dışlayan ve eğitim çalışanlarını bölen eğitim öğretime hazırlık ödeneği bir maaş tutarında ödenmeli ve tüm eğitim çalışanlarına verilmelidir. Doğum yardımı ödeneği 500 TL'ye yükseltilmelidir. Ölüm yardımı ödeneği 3 maaş tutarına yükseltilmelidir. Geçici görev yolluklarının alt sınırı 50 TL'ye yükseltilmelidir. Bir saatlik fazla çalışma ücreti en az 10 TL'ye yükseltilmelidir. Eğitim çalışanlarının emekli maaşlarına ve emekli ikramiyelerine doğrudan etkileyen ek göstergeler yeniden tespit edilmelidir.

OKULLARIMIZ VE DEPREM

17 Ağustos Marmara Depremi"nden gerekli derslerin çıkarılmadığına inanarak yurdun dört bir tarafındaki okulların büyük bir risk altında olduğunu düşünüyoruz. Türkiye"de ne yazık ki yapıların hala yüzde 80"i depreme dayanıklı değil. Yaşanan depremlerde okullar başta olmak üzere genelde kamuya ait binaların hasar gördüğünü, oysa Türkiye’de depreme dayanıklı olmayan, bu nedenle de eğitim-öğretim yapılması büyük sakıncalar yaratan ve yıkılması gereken çok okul bulunduğunu biliyoruz. Çocuklarımızı olası bir felakete göz göre göre kurban etmemek için MEB bir an önce ciddi çalışmalar başlatmalıdır. Yeterli önlemler alınmadığından halen, okul yapım, onarım, güçlendirme ve tadilat ihalelerinde, en düşük kırım veren firmalar ihaleyi alıyor. Bazı firmalar okulların bina güçlendirme çalışmalarını aceleye getiriyor ve bu sebeple binalarda yeterli inceleme yapılamıyor. Bu yüzden Milli Eğitim Bakanlığı"nın, müteahhitlik koşullarını sınırlandırmak, devletin kontrollerini çok sıkı tutmak, ihalelerde en düşük kırım uygulamasına son vermek ve yakın bir zamanda İzmir"deki okul ihalelerinde olduğu gibi şaibeli ihalelere son vererek sağlıklı adımlar atması gerekiyor. Muhtemel Marmara Depremi, İstanbul’a 18-20 kilometre uzaklıkta olacağı ve bunun etkisinin çok daha fazla olacağı bilim insanları tarafından iddia ediliyor. İstanbul’daki okullarımızın tekrar ve hemen gözden geçirilmesi gerekmektedir.

AB’Lİ PROFÖSÖRLER TÜRK MESLEKTAŞLARINDAN 15 KAT FAZLA MAAŞ ALIYOR

Türkiye'de devlet üniversitelerinde görev yapan kıdemli bir profesörün maaşı bin 410 Avro iken, AB üyesi ülkelerde bu rakam 7.7 bin ile 21 Avro arasında değişiyor. Türkiye’de üniversitede çalışan bir büro memuru 491 Avro kazanırken, AB ülkelerinde bu rakam 3 bin ile 6 bin 400 Avro arasında değişiyor. Türkiye'de 3. derecede bir yardımcı doçent bin Avro kazanamazken, AB üyesi ülkelerde bu rakam 6 bin-11 bin Avro arasındadır. Bir öğretim görevlisi Türkiye'de 650 Avro, Avrupa ülkelerinde 5-8 bin Avro maaş almaktadır. Bir araştırma görevlisi ise Türkiye'de 600 Avro, AB üyesi ülkelerde ise 4-7 bin Avro ücret almaktadır. Ülkemizi geleceğe hazırlayacak olan üniversitelerdeki hocalarımız, akademisyenlerimiz ve idari personel bırakın kendini geliştirmeyi ve bilimsel yayınları takip etmeyi ve bilim – teknoloji üretmeyi zorunlu ve vazgeçilmez ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır. Bu nedenle üniversite çalışanları için en kısa zamanda iyileştirici tedbirler alınmalıdır.

ATİNA’DA ORTALAMA SINIF MEVCUDU 22, İSTANBULDA 49

Her yıl öğrenci sayısının artmasıyla birlikte okul, derslik, öğretmen açığı da büyümektedir. Hala öğretmensiz okul, okulsuz köyler bulunmaktadır. Birleştirilmiş sınıflar ve ikili eğitim sistemi yerine normal eğitim düzenine geçmek, sınıf mevcutlarının AB standardı olan 25 kişilik olarak düzenlenmesini sağlayabilmek için 200 bin öğretmene, 35 bin yardımcı personele ve 200 bin dersliğe ihtiyaç var. Üniversitelerin personel ve fiziksel altyapı ihtiyaçları da dev boyutlara ulaşmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2008 yılı resmi istatistiklerine göre; İstanbul'da ilköğretimde ortalama sınıf mevcudu 49, Diyarbakır'da 48, Şanlıurfa 57, Gaziantep'te 48, Van'da 47, Adana'da 43’dir.

ÇOCUK VE GENÇLERİMİZ DERSHANEYE MAHKUM

Gerçek hayatta karşılığı olmayan, meslek öğretmekten uzak, ezberciliğe ve sınavlara endeksli eğitim sistemi, çocukları dershane, özel ders, özel okullara kasıtlı olarak yönlendirmektedir. Özel kurs ve dershanelere gidemeyen öğrencilerin SBS, OKS, ÖSS gibi sınavları kazanma şansları oldukça düşüktür. Eğitim sistemimizi yarım asırdır yozlaştıran ve içinden çıkılmaz hale getiren AB ve ABD mihmandarlığındaki eğitim reformları yüzünden eğitim sistemi çökmüş, sistem anarşisi oluşmuş ve bu nedenle eğitim parası olanların yararlanabileceği bir hizmet haline gelmiştir. Kısacası Türk halkı ‘paran varsa oku, paran kadar oku’ acı gerçeği ile karşı karşıyadır. Bir çok aile çocuklarına daha iyi bir gelecek yaratmak için her ay en az asgari ücret oranında paralar harcayarak çocuklarını özel dershane, özel kurs yahut özel okullara göndermeyi zorunlu görmektedir. Sınavlar, dershaneler, özel dersler, özel okullar, test kitapları, yardımcı ders kitapları, dergiler ile eğitim büyük bir ekonomik rant ve rant sektörü olarak oluşturulmuş durumdadır. Kayıt dışı ve büro dershaneler hariç 2008 İstatistiklerine göre şuan ülkemizde 4 bini aşkın dershane bulunmakta ve yine kayıtlı olarak 1 milyon 500 bin öğrenci dershanelere devam etmektedir.

OKULLARDA YETERLİ MEMUR VE HİZMETLİ YOK

Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulların çoğunda bir tane dahi hizmetli, memur, bekçi, güvenlik görevlisi bulunmamaktadır. Varlıklı semt okulları veli ve öğrencilerden toplanan paralarla dışardan ücretli olarak hizmetli, bekçi, güvenlik görevlisi, büro memuru istihdam etmekte, yoksul semt okulları ise ciddi bir güvenlik ve hijyen sorunu yaşamaya devam etmektedir. Yardımcı personel açığını kapatamayan okullarda hijyen başta olmak üzere, güvenlik, kontrol ve düzenden bahsetmek imkansız hale gelmiştir. Türkiye genelindeki okullarda 30 bin dolayında yardımcı personel açığı bulunmakta, kadrolu hizmetli ve memuru bulunan okullar kendilerini ayrıcalıklı ve şanslı okul olarak görmektedir.

YOKSUL ÖĞRENCİLERİN YALNIZCA KİTAPLARI DEĞİL, TÜM EĞİTİM HARCAMALARI DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMALIDIR

Bir taraftan ücretsiz kitap verirken, öte yandan kayıt parası katkı payı gibi adlarla okullarda zorla para toplamasına seyirci kalınmamalıdır. Fakir halk çocuklarının yalnızca ders kitaplarının değil tüm eğitim ve gıda harcamalarının devlet tarafından karşılanmasını istiyoruz. Durumu iyi olan ailelerin çocuklarına dağıtılan kitapların parasıyla, fakir aile çocuklarının tüm eğitim giderlerini karşılanmalıdır.

ENGELLİLERİN EĞİTİM SORUNU

Ülkemizde engelli vatandaşlarımız kendi engellerinin yanı sıra, toplumun ve devletin yaşattığı engellerle de başa çıkmaya çalışmaktadırlar. “Sevimsiz-yanlış tanımlamalar” ve “toplumsal ön yargılar” en az engelin kendisi kadar büyük bir sorundur. yaklaşık 8.5 milyon engelli yurttaşımız; işsizlik, yetersiz eğitim ve sağlık hizmeti, elverişsiz fiziksel koşullar ve toplumun engellilere bakışındaki olumsuz yargılar nedeniyle, toplumsal hayata uyum sorunu yaşamaktadırlar.

Türkiye’de engellilerin çok büyük bölümü hala eğitim hizmetinden mahrum bulunmaktadır. Eğitim hizmetinden yararlananlara ise, nitelik ve erişim açısından çağdaş kriterlerin uzağında eğitim hizmeti sunulmaktadır. Sağlık ve bakım hizmetleri konusunda da sunulan imkanlar yetersizdir. Özellikle toplumsal hayata katılımın en önemli göstergesi ve temel bir insan hakkı olan çalışma hakkı konusunda ise, resmi verilere göre engelli nüfus arasında işgücüne katılım oranı yüzde 22’dir. Tüm bu gerçeklerden hareketle denilebilir ki, ülkemizde hayatı normal insanlara göre planlayan, engellileri yok sayan kurumsal ayrımcılık, engelli insanlarımızın hayatını zorlaştıran en önemli sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

LOJMAN SALTANATI SON BULMALIDIR

Hükümetin milletvekili lojmanlarını satması yeterli görülmemiştir. Kamu görevlileri içinde genellikle imtiyazlı ve yüksek referanslı kişilerin yararlandığı lojman ve sosyal tesislerin büyük haksızlıklara, adaletsizliklere ve torpillere açıkça davetiye çıkardığı da ortadadır. Bu nedenlerle devlet ev sahibi ve otel patronu rolüne son vermelidir. Bütçeden lojman ve sosyal tesislere aktarılan kaynak ve yapılan harcamalar her geçen yıl artmaktadır. Genelde üst düzey yönetici ve bürokratların istifade ettiği lojman saltanatına dur denmelidir. Lojmanlardan tahsil edilen kira gelirleri, lojmanların bakım, onarım ve müteahhit giderlerini karşılamıyor. Eğitim ve dinlenme tesisleri ile benzeri sosyal tesislerin gelirleri, işletme giderlerinden toplamda daha düşük kalmaktadır. Devletin elindeki tüm lojmanların Başbakanlık Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) devredilmesi, ve lojmanların TOKİ aracılığıyla evi olmayan memurlara uygun şartlarda satılmasını öneriyoruz ki böylece yıllardır tartışma konusu olan kamu lojmanlarının akıbetinin evsiz memurların uygun şartlarda ev sahibi olması şeklindeki bu formülle tatlıya bağlanması gerekmektedir.

SERBEST KIYAFET ÖZGÜRLÜĞÜ İSTİYORUZ

28 yıl önce çıkarılan cunta yönetmeliği ile öğretmenleri, öğrencileri tek tip kıyafet giymeye zorlayarak, kıyafet kuralına uymayanları bu gün bile cezalandırmaya devam eden bu yönetmelik toptan kaldırılmalı ve üniversitelerde uygulanan kıyafet serbestiyeti çerçevesinde tüm eğitim bileşenleri özgür ve serbest kıyafetlerle, rengarenk giyiselerle okullara gelmesinin önü açılmalıdır.

Türkiye'nin de imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde de “Taraf Devletler, okul disiplininin çocuğun insan olarak taşıdığı saygınlıkla bağdaşır biçimde ve bu Sözleşmeye uygun olarak yürütülmesinin sağlanması amacıyla gerekli olan tüm önlemleri alırlar” deniliyor. Her ne kadar tek tip kıyafet uygulamasının, okula giden öğrenciler arasında var olan sınıf veya gelir düzeyi farkını yansıtmama ve yoksul öğrencilerin öykünme ve özenmesini engelleme adına çocuklarımızın duygusal, sosyal gelişimine zarar vermesini engellediği ve yine okullarda kural ve disiplin oluşturduğu yönünde söylentiler bulunsa da, tek tip kıyafet uygulamasının monolitik bir kültürel kimlik yaratma gibi sakıncalı bir hedefi olduğunu ve Milli Eğitim Bakanlığının ‘mavi önlük’ uygulamasında olduğu gibi ‘okul forması” uygulamasından da vazgeçerek tamamen serbest kıyafet uygulamasına geçmesi uygun olacaktır.

ÜSTÜN ZEKÂLI ÇOCUKLARIMIZ HARCANMASIN

Bilimsel araştırmalara göre, Türkiye’de her yüz çocuktan üçünün üstün zekalı ve üstün yetenekli olduğu tahmin edilmektedir. Bu potansiyelin kullanımı konusunun yıllardır ihmal yaşanmaktadır. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukların eğitimini göz ardı etmenin, onlara uygun eğitim fırsatlarını sunmamanın, ülkemizin insan kaynak ve değerleri ile geleceğini heba etmek anlamına geleceğini unutmamalıyız.

Gelişmiş ülkeler ellerindeki insan potansiyelinden yararlanabilmek için her türlü kaynağı seferber etmekteler. İnsan kaynaklarına gereken önemi veren gelişmiş ülkeler, kendi kaynaklarıyla yetinmeyip başka ülkelerdeki üstün zekalı ve üstün yetenekli bireyleri ülkelerine çekmek için gayret ederlerken, bizim kendi insan kaynaklarımızdan bile yeterince yararlanamamız geleceğimiz adına üzüntü vericidir. Güçlü ve gelişmiş bir ülke olabilmenin en önemli şartlarından biri, zengin insan potansiyeli barındırmak ve bundan yararlanabilmekten geçer. Bu anlamda üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukları keşfedebilmek, bu çocukların zeka ve yetenekleri doğrultusunda gelişmeleri için azami gayret göstermek gerekir. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bireyleri kaybetmek, topraklarımızı kaybetmek kadar ciddi bir sorundur. ‘’Denildi.



PERSONEL REJİMİN DE REFORM YAPILMASI

1965 yılında yürürlüğe giren 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer personel mevzuatına ilişkin yasalar adeta yamalı bir bohçaya dönüşmüştür. Ek Göstergelerdeki haksız ve adaletsiz tablonun, mesai ücretlerindeki açık kayırmaların, çeşitli adlarla verilen tazminatların, ikramiye ve diğer ödemelerdeki kıstasların akılla, hukukla ve hakkaniyetle bağdaşır tarafı yoktur. Her şey arab saçına dönmüştür. Eşit işe, eşit ücret uygulamasını mevcut personel rejimi ile hayata geçirmek hayal ötesi bir yaklaşımdır.

Mevcut personel rejiminin bir diğer mahzurlu tarafı ise, kamu görevlilerinin atama, yükselme ve yer değiştirmelerinde başta iktidar partilerine mensup kişilerle, bir kısım hatırlı çevrelerin müdahalesini önleyememesidir.

Ücret adaletini sağlamak için, personelin hizmet süresi ve aldığı eğitimin niteliği ile birlikte iş riski, iş güçlüğü, personel teminini, mali sorumluluk gibi kriterleri dikkate alan bir personel mevzuatı çıkarılmalıdır.

Kamuda sosyal hastalıkların yaygınlaşması ve kimi kamu kuruluşlarında organize suça dönüşmesinin temelinde yatan neden atama, yükselme ve yer değiştirme rejimindeki keyfi ve kayırmacı anlayışın hüküm sürmesidir. Sermaye, siyaset ve bürokrasi arasında oluşan saadet zincirini kırılabilmenin yegane yolu, kamu görevlilerinin atama, yükselme ve yer değiştirme rejiminde objektif kriterleri esas alan düzenlemeler yapmaktır.’’denildi

FORUMDAN SEÇMELER
Bu haber toplam 4555 defa okunmuştur
FacebookFacebook TwitterTwitter GoogleGoogle YahooYahoo DiggDigg
RedditReddit Del.icio.usDel.icio.us friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
Yorumlar
yalana devam
bu parti ve yöneticilerinin bir tek allah birdir dediğine inanırım . halkın gözünü boyamaya çalışıyorlar.allah inşallah o yalan söyleyen dilinizden ve gözünüzden inşallah irin akıtır
[ söz ] 14 Mart 2010 Pazar 12:03
azıcık inancınız var
yeter artık ey akp bizden ne istiyorsunuz.azıcık inancınız var adam akıllı bir sayıda öğretmeni en kısa zamanda atayın her şeye vara varda bu ülkede bize mi yok.allah rızası için yeter dayanacak gücüm yokkkkkkkkk.
[ mağdur ] 13 Mart 2010 Cumartesi 22:34
çanakkale
evet lojman olayı çok doğru. çanakkale öğretmen lojmanlarının bir bloğunda 2. kat boş durmaktadır çünkü burası milli eğitim müdürüne ayrılmıştır. ve hiç kimse yararlanamamaktadır.
[ çanakkale lojmanları ] 13 Mart 2010 Cumartesi 14:10
DİĞER HABERLER
Önemli Haberler
Memur İlanları
Yazarlar

memurlar

Image Hosted by ImageShack.us
1